İNTERMEZZO
Herşey geçiştir. Herşey geçicidir. Yaşamın melodileri ara nağmeleriyle birbirine bağlanır. Yaşam bazen bağlantılarda gizlidir.
Seiten
Dienstag, 30. März 2010
Freitag, 19. März 2010
Gurbet Öyküleri -1/ Ziynet Hanım’ın Emansipasyonu
Yemyeşil gözleri vardı.
Simsiyah gür saçları.
Kahverengiye çalan yanık teniyle tezat, bembeyaz dişleri.
Güldüğünde, sisli puslu bir gökyüzünde aniden güneş açmış etkisini bırakıyordu insanın üzerinde.
Mittwoch, 17. März 2010
Ve Daha Ben Datça'ya Gidecektim
Bir haber gelir bir gün..
Şaka zannedersiniz önce.
Yanlış okudunuz veya yanlış duydunuz sanırsınız.
Bir daha, bir daha okursunuz.
İnanamazsınız. Bir yanlışlık olmuştur mutlaka.
Birileri çıksın, yanlışlığı düzeltsin, şakayı açıklasın, doğrusunu söylesin diye beklersiniz.
Samstag, 13. März 2010
Biz N’apıyoruz Burda?/ Blog Dünyasında Skandal!
İnternet mi, yazılı basın mı?
Blog mu, kitap mı?
Sanal dünyanın sonsuz sayfaları mı, beyaz kağıt üzerinde siyah harflerle sınırlı sayfalar mı?
Kitapçılardaki raflarda bir yer edinebilmek mi; herkese yer olan uçsuz bucaksız internet dünyasında küçücük bir parseli sahiplenip, aklına estiği gibi yazmak mı?
Okuyucunun eline ciltlenmiş, şekle sokulmuş bir madde olarak mı ulaşmak; yoksa canının çektiği sanal sayfalarda dolaşanlara, faresiyle tetikleyeceği bir “tık” mesafesinde mi bulunmak?
Donnerstag, 25. Februar 2010
Karnaval Günleri
Ne banka iflasları, ne ekonomik kriz, ne işten çıkarılan işçiler, ne kapanmanın eşiğindeki otomobil devleri, ne siyasetteki kargaşa, ne Avrupa Birliği’nin para sorunları ne de dünyanın çeşitli yerlerindeki doğa felaketleri!
Geçen hafta batı dünyasının içine daldığı tek bir konu vardı: Karnaval!
Nedir bu karnaval, nereden gelir, nereye gider, ne için yapılır, kökleri nerededir? Hiç merak ettiniz mi?
Karnaval, Fastnacht, Fasching (Faşing), “Beşinci Mevsim” hepsi ayni geleneğin, yöreye göre değişen isimleri.
Birçokları bu günleri, Hristiyan dünyasının sınırsız çılgınlık günleri olarak bilir. Bir bakıma öyledir de. Ama sırf hristiyanlara ait değil, kökleri ta antik dünyaya dayanan bir gelenektir.
Freitag, 19. Februar 2010
Bir Kediye Mektup
Bir ilkbahar günü girmiştin hayatıma.
El kadardı gövden, kurşun kalem inceliğindeki bacaklarınla, sizleri yakalayıp oturttuğum kucağımdan, gözlerinizi kırpıştırıp bir an için yüzüme baktıktan sonra, iskemlenin yüksekliğine aldırmadan, bir hamlede aşağıya atlamıştın önce sen. Ayni şeyi, annenin karnını birlikte terkettiğin kardeşin de yapmış, o da atmıştı kendisini kucağımdan senin ardından.
Tanımadığınız bir insan, o kadar yabancıydı o zaman sizler için. Dünyaya geldiğiniz orman kenarındaki o bahçeli evde, annenizin sahibesinden başka insanlarla karşılaşmamıştınız henüz çünkü.
El kadardı gövden, kurşun kalem inceliğindeki bacaklarınla, sizleri yakalayıp oturttuğum kucağımdan, gözlerinizi kırpıştırıp bir an için yüzüme baktıktan sonra, iskemlenin yüksekliğine aldırmadan, bir hamlede aşağıya atlamıştın önce sen. Ayni şeyi, annenin karnını birlikte terkettiğin kardeşin de yapmış, o da atmıştı kendisini kucağımdan senin ardından.
Tanımadığınız bir insan, o kadar yabancıydı o zaman sizler için. Dünyaya geldiğiniz orman kenarındaki o bahçeli evde, annenizin sahibesinden başka insanlarla karşılaşmamıştınız henüz çünkü.
Abonnieren
Posts (Atom)






