İNTERMEZZO

Herşey geçiştir. Herşey geçicidir. Yaşamın melodileri ara nağmeleriyle birbirine bağlanır. Yaşam bazen bağlantılarda gizlidir.

Sonntag, 11. September 2011

Uyarlamak, Uymak ve Kuzey Güney


TV- Dizileri neden var?


Romanlar, öyküler, gazete tefrikaları neden var idiyseler ve neden hala var iseler, o yüzden.


Sinema filmleri, tiyatro neden var ise, o yüzden.


Daha eski zamanlarda, meddahlar, daha geniş alırsak saz şairleri, Avrupa ülkelerinde bir müzik aleti eşliğinde benzer öyküler dile getiren Baenkelsaenger neden var idiyseler, o yüzden.


Kısacası, insanların; başka insanların hikayelerine, başlarından geçenlere olan merakı yüzünden. Onları anlatan her hangi bir biçime gösterdikleri ilgi yüzünden. Sıkı sıkıya örgülü oldukları kendi yaşam öykülerinden bir an için kendilerini kurtararak, başka öyküleri dinlemek, belki de bununla kendi sorunlarını, sıkıntılarını veya kendi yaşamlarının tekdüzeliğini veya stresini unutmak istedikleri için. Başka yaşamlardaki başka anlayışları öğrenmek, ister istemez mukayeseler yapmak, belki beğenmek, özenmek, kendi yaşamlarına aktarmaya çalışmak; belki de sonuçta kendi yaşamlarını daha fazla takdir edip, yeni bir hevesle ona sarılmak istediklerinden.

Samstag, 3. September 2011

Türk, Avrupa'lı ve Şarkılar




Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan biri olarak, adım başında aklıma takılmış olan bir soru vardır.

Hemen her vesileyle, kendi karşılaştığım veya çevremdeki insanların başına gelmiş olan olaylarda, kendimi bu sorunun çözümünü ararken yakalarım.

Sorunun cevabını hep ararım ama kesin verilmiş bir cevap bulmuşluğum da şimdiye kadar olmamıştır. Ancak çeşitli ara çözümler, kısmi cevaplar bulurum tabii.

Ne midir o hep kafamı kurcalayan soru?

Mittwoch, 24. August 2011

Okur'a Mektuplar - 3 (Avrupa Mektupları) Hava'dan, Hukuk'tan, Terör'den




Bu sene acaip bir yaz oldu buralarda. Hoş oralardaki de daha az acaip değildi ya. Haziran sonunda alev alev yanması gereken sahillerde, fırtınalar denizi karıştırıyor, soğuk bir rüzgar, akşamları deniz kenarında yemek yeme sefasını, el altında ceket, şal, hırka ne bulunursa üstüne geçirip, soğuğa direnme inadına dönüştürüyordu. Yaz ortasında Türkiye sahillerine giden bir insan, yanına palto da alacak değil ya! Neredeyse çeneler birbirine vurduğu halde, yemek bitene kadar dayanmak ve biter bitmez de, bir bahaneyle erkenden kapalı mekanlara kendini atmak.


Biz döndükten sonra, her yer yanmaya başlamış.

Donnerstag, 18. August 2011

Okur'a Mektuplar - 2


İşte yine klavye başındayım. Yine seninle konuşma isteği var içimde çünkü. Konuşacak ne çok şey var aslında.


Neler geçmişti aklımdan bugün sevgili okur? Yaşadığım, gezip gördüğüm yerlerden söz etmek istemiştim. İnsanoğlu denen şu varlığın, yüzyıllar boyu yaşam sürdürdüğü yerlerde inşa ettiği, kendisinden sonra gelenlere miras bıraktığı görülesi yapılardan, doğa dediğimiz şu muhteşem olgunun harikalarından bahsetmek istemiştim.


Evet, yaşam çabası birçoklarımız için neredeyse tüm zamanımızı alan bir uğraş. Ama buna rağmen ben her insanın, şu yaşlı yerküre üzerinde kültür ve sanat adına, doğa güzellikleri adına ne varsa, hepsini tanımaya, hepsinden nasibini almaya hakkı olduğuna inanıyorum. Çünkü yaşamımızı güzelleştiren, zenginleştiren şeylerdir onlar. Ve istisnasız her insan, insan ruhunu yücelten, insana insan olduğunu hissettiren bu değerlerden mahrum kalmamalı.

Montag, 15. August 2011

Okur'a Mektuplar – I




Merhaba sevgili okur! Şu anda bu satırları okumakta olduğuna göre, böyle hitabetmemde mahzur yoktur herhalde.


Bugün nedense seninle konuşmak, seninle dertleşmek geldi içimden. “Sen” diye hitabediyorsam, bağışla lütfen. Bu, seni kendime yakın hissettiğimden, yazarken seni benimle bir masa başında karşılıklı oturmuş, yazıya döktüklerimi, hatta dökemediklerimi bile benimle inceleyip, irdeler halde düşündüğümdendir. Bunu sakın bir saygı eksikliği, ya da nezaketsizlik olarak alma lütfen. Bunu tam aksine, bir saygı ve sevgi göstergesi olarak düşünebilirsen sevinirim. Hem böyle bir dertleşme, insanın “sen” diye hitabettiği biriyle yapılabilir ancak.

Mittwoch, 3. August 2011

BİZLER (17 Ağustos 1999 Depremi )



Biz
Bizleri bilirsiniz..
Bir yaz gecesi öldük!!
Gövdemize gömüldük!!


Karanlığın dibinden
Sessizliğin içinden
Böğürdü, taştı birden
Yakaladı kıskıvrak
Uyuyan bedenleri
Çeliktendi elleri
Buzlu ateş gözleri
Ve taştandı yüreği...