İNTERMEZZO

Herşey geçiştir. Herşey geçicidir. Yaşamın melodileri ara nağmeleriyle birbirine bağlanır. Yaşam bazen bağlantılarda gizlidir.

Sonntag, 18. Oktober 2009

İkinci Dünya Savaşını Başlatan Yalan



Bir Eylül, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarih.

Yetmiş sene önce 1 Eylül’de Alman ordusunun Polonya’ya girmesiyle, sonuçta dünya üzerinde takriben 50-55 milyon insanın hayatına mal olan, son büyük savaş yangını çıkmıştı.

Ülke içinde siyasi platformda yükselebilmek ve ipleri eline alabilmek için senelerce büyük mücadele vermiş olan Hitler, sonunda Almanya’nın beklediği “Kurtarıcı” pozisyonuna, iki önemli olguyu kullanarak gelebilmişti. Bunlardan birincisi, Almanya’nın bir türlü hazmedemediği Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ve savaş sonunda imzalanan anlaşmanın, Almanya’ya yüklediği ezici şartlardı. Hitler bu şartların onurunu kırmış olduğu Almanları, bu anlaşmanın intikamını almak gerekçesiyle kışkırtıyor ve bunda başarı sağlıyordu. İkinci kullandığı konu ise, işsizlik ve ekonomik sıkıntılarla bunalmış Alman halkına, doğu sınırlarında yeni yaşam bölgesi sağlamak vaadiydi. (Lebensraum im Osten). Bunun için de Almanya’nın doğusunda toprak genişletmek gerekmekteydi. Buna gösterilen gerekçe de, komşu ülkelerde yaşamakta olan Alman azınlıkların gördüğü iddia edilen baskılardı.



1 Eylül 1939 da saat 4.45 de, Alman gemisi “Schleswig Holstein” Danzig yakınındaki müstahkem mevki Westerplatte’ye ateş açtığında, olup bitenden uzakta yazın son güzel günlerinin zevkini çıkarmakta olan Alman halkına, savaş sebebinin, Polonya’nın Almanya’yı provoke etmesi ve sınır ihlallerinde bulunması olduğu söylenmişti.

Gerçekten de 31 Ağustos’da, Alman sınırında Sender Gleiwitz ‘e bir saldırı olmuş ve orada iki kişi öldürülmüştü. Ama bu noktada Alman halkına kocaman bir yalan söylenmişti, çünkü bu saldırıyı yapanlar, bizzat Alman ordusunun SS askerleriydi.

Hitler 1 Eylül’de radyodan yaptığı meşhur konuşmasında, Polonya’nın saldırılarına saat 5.45 den itibaren ateşle karşılık verildiğini bildirerek, İkinci Dünya Savaşının açılışını yapmış oluyordu. Halka yaptığı konuşma, bir çeşit nefis müdafaası açıklaması iken, generallerine verdiği emir, Polonya devletini toptan ortadan kaldırma emri idi.

3 Eylül tarihinde, Polonya ile müdafaa paktı imzalamış olan İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler. Ancak Polonya’nın yardımına koşmak yerine, kendi sınırları içinde savaş hazırlığı yapmakla yetindiler.

Yalnız kalan Polonya’ya, 24 Ağustos’da Hitler ile pakt imzalamış olan Stalin’in ülkesi Rusya da 17 Eylül de doğudan saldırdığında, ülkenin kaderi belirlenmiş oldu.

Sonrası malum. Polonya ordusuna karşı büyük bir tank ve savaş uçağı üstünlüğü bulunan Alman ordusu, 27 Eylül’de Polonya’yı tamamen işgal etmiş durumdaydı. En son olarak Varşova’nın ve Modlin kalesinin de düşmesiyle, 6 Ekim’de “Şimşek Savaş” olarak adlandırılan harekat bitmiş oldu. Alman tarafında 10.600, Polonya tarafında 120.000 asker öldü, 917.000 Polonyalı asker esir alındı, Polonya devleti ortadan kalktı ve toprakları Almanya ile Rusya arasında paylaşıldı.

Polonya şehirleri bombardımanlar altında harabeye döndü, Polonya’nın entellektüelleri, profesörleri tutuklanıp yok edildiler. Ülkede yaşayan 3 milyon Yahudi önce Ghetto’lara , sonra toplanma kamplarına kapatıldı, gaz odalarına dolduruldu.

Polonya’ya açılan saldırının başlangıcında Hitler ve partisi tarafından yürütülen politikalar ve propagandalar, bir savaşın insanlar tarafından benimsenmesi ve taşınması için hangi yöntemlerin kullanılması gerektiğini gözler önüne sermesi açısından çok ilginç.

Alman askerleri Polonya’ya girerken, ülkede yaşayan Yahudilerin özelliklerini anlatan broşürler dağıtılıyor kendilerine. Bu broşürlerde Yahudiler son derecede hilekar, kötü ruhlu, ikinci sınıf mahluklar olarak tanıtılıyor ve onların Alman ordusunu zehirlemek için içme sularına zehir bile kattıkları anlatılıyor. Askerler Polonya’lılara ve Yahudilere karşı öylesine hazırlanıyorlar ki, ülkeye girdiklerinde, karşılaştıkları yerli halka, artık emir almaya gerek kalmadan kendiliklerinden her türlü işkence ve ezayı yapacak kadar öfke ve kinle doluyorlar.

Polonya karşısında kazandığı kolay zafer, Hitler’in ve kurduğu National Sosyalist Partisinin (Nazi) kendine güveninin artmasına, saldırı planlarını daha geniş çapta hayata geçirmesine ve ölüm ve acı dağıtan kollarını tüm Avrupa’ya sarmasına başlangıç oldu. Avrupa ülkeleri birbiri ardından Almanya’nın işgali altına girdi, milyonlarca insan öldü, yaralandı, aileler koptu, dağıldı, millyonlarca insan yerinden yurdundan oldu, izleri bugüne kadar silinmemiş olan derin yaralar açıldı.

Almanlar bugün, savaşı çıkaranların, 6 milyon Yahudiyi yok edenlerin Naziler olduğunu ifade ederek, tüm dünya ile birlikte savaşı ve Nazileri lanetliyorlar.

Nazilerin emrinde ya da bizzat içinde, tüm dünyayı ateşe vermiş olanlar, kendi babaları, kendi büyükbabaları değilmiş gibi. Ve bu insanlardan halen hayatta olup savaş suçlusu olarak yargılanmamış olanlar, Alman toplumunun içinde normal hayatlarına devam etmiyorlarmış gibi.

Almanya’da bugünkü nesiller bile, yetmiş yıl önce olup bitenlerle anlaşmış değiller, suçluluk duygusu içindeler, ikilemdeler. Kendi babalarının, büyükbabalarının suçlu olduğunu kabul etseler bir türlü, etmeseler bir türlü. Bu yüzden, tüm dünya ile birlikte hatta dünyadan daha fazla Nazilere yükleniyor, onları teşhir ediyor, onları suçluyorlar.

Naziler başka bir ülkeden ya da gezegenden gelmişler gibi.

Ama bu sayede, yani adeta aynadaki akislerini suçlayarak, dünyadan sempati topluyorlar.

Belki de bir çeşit toplum terapisi.

Savaşların olduğu yerde, mutlaka yalanlar da var. Savaş ve yalan birbirinin kardeşi. Savaşlara giden yollara yalanlar döşeniyor. Bunu en yakın tarihte, Irak’a karşı yürütülen savaşta da açıkça gördü dünya. İnsanlar ortaya atılan yalanlarla, propagandalarla, savaş yapmaya, öldürmeye, talana, insan hayatını ve haysiyetini ayaklar altına almaya, zafer vesaire adına her türlü insansızlığı kabul etmeye hazır hale getiriliyorlar. Savaşlarda insanlar, tıpkı kendileri gibi birer insan olan diğerlerini düşman ve hasım olarak görecek psikolojiye sokuluyorlar. Savaş ortamı, insanların insan olmaktan çıktığı bir ortam.

Savaşlara ve savaş adına söylenen yalanlara dur demek gerek!

Herkesçe!

İnsan olalım, insanlığımızı unutmayalım, hep birlikte insan kalabilelim.

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen